30 Haziran 2011

Requiem - Can Yücel

Boynum kıldan ince ölüme 
                -Değil mi ki şol illetten iğne ipliğe dönmüş bedenim- 
Ve ölüm ki, benim bu ölümlü dünyaya gelmemle 
               Beraber dünyaya gelen maşallahı var oğlum
                          Ona ben analık ettim, onu ben elimde büyüttüm 
                                    Onu şu kadarcıktan bu boya ben getirdim
                                                Yedim yedirdim, içtim içirdim, kustum kusturdum
Onu sütümle, 

               Onu kanımla, 
                          Onu aklımla besledim 
Nereye gittiysem, ölümüne kadar yanımda götürdüm
               Ne zaman aşkımı öpsem, ona da öptürdüm
Ben gençken o da gençti,

                İhtiyarım o da ihtiyar
Siperlerde omuz omuza döğüştük 

               O diyar bu diyar
Kimi de nefsimizle barışık

               Bahtiyar mı bahtiyar
Şiir düzerken tüy kalemim oynatırdı kıyısından
Onu unuttuğum da oldu, 

               Ölümcül mü ölümcül bir ihmal!
Hatırladığımda ama, öyle yarım yaşadığıma bin pişman
               O denli unutkanlıklarım için mi şimdi bu intikam? 


-Adam sen de; 

               Bir ben miyim alemde oğlu hayırsız çıkan!
                           Ki saldın bu hebis Haşhoşiyûnu, ‘lan günahı boynuna;
                                        Anarşit bir Urartulu ur musallat ettin boynuma!
Truva’da Tahta At güya 

                İçinden uğruyorlar dışarı
                            Çoğaldıkça çoğalan o maraz, o haşarı hücreler
                                            Farkındaysalar da kıyımın, tutamıyorlar kendilerini
                                                           Yazık, benle koyun koyna onlar da verecek son nefeslerini! ..
Gel bakalım diyorum, gidiyoruz senle, namızsız oğul!
Oğul verdikçe veren o belalıları da alayımıza katıp
               Neş’eye neşideler okuya okuya, iyi sularda aşağı
                            Gidiyoruz o ölümsüz Allahrahatlıkversinlere doğru...
Sizin de içiniz rahat olsun ey arkada kalanlar
Bundan böyle size anakarada ölüm yok!

Can Yücel


27 Haziran 2011

Ah Be Adam ... Beni Bir Tanısan

          Be Adam;
     Canım karşına dikilip dimdik, en tepeden aşağıya doğru süzmek istiyor seni. Gözlerine bakıp derin derin, sessizliğimle kavga etmeni istiyor gözlerim. Ben senin yaptığın hiçbir halttan gelmezdim de bu hale, getiremeyeceğin ufak ellerinin, dokunduğu saçlar getirdi beni bu hale!

          Ah Be Adam;
     Aldanma yaşça küçük olduğuma ve inanma sakın duyarsan, sakin bir adam olduğuma! Ve sakın sen bir daha karşıma çıkma. Büyük cüssem yutar biriktirdiğin tüm basit hayatı. Ve istersem her zaman alırım sizlerde kalan diğer yarımı…

          Değmez Be Adam;
     Sen çoraklığını atarken benim atalarımın topraklarında; ben çok ağaç diktim henüz senden küçük yaşımda. Ve değmez be adam hem senin hem benim gözyaşıma. Ağlatmak isterim aslında seni kendi yürek yaşım kadar! Boğulursun sen adam, vicdanen buna da dayanamam!

          Korkaksın Be Adam;
     Tek sefer duyduğum sesinden anladım. Yersiz gelen rüzgarında, sanıyor musun sallandım. Tek cümleydi benim seni senden alacağım. Yapmadım be adam. Sana acıyacak yaştayım. Aldım sanıp korktuğun her şeyi sana bıraktım, bildiğim şu var ki yazık sana be adam!

            Kanmışsın Be Adam;
     Hem de benden daha çok. Daha çok kanmışsın ve uyurken sanmışsın güçlüyüm. Uyandığında bakıyor musun aynaya? Ya da bakabiliyor musun bir daha? Senin kaderin bu adam! İşte ben buna acırım. Belki yaşım küçük ama, ben senden daha adamım!

         Kandırılmışsın Be Adam;
     Belki hak ederek belki hak etmeyerek. Kandırılmışsın bir kere uyan artık uykundan. Tuttum sandığın saçlar var ya kadınımın diye sandığın… Konuştur onu bilelim adamsın ya sen adam! Senden gelecek her şeye o zaman inanırım be adam!

          Dostumsun Be Adam;
     Aynı kadından kandırıldığımız kadar , aynı gözlere içtiğimiz kadar dostumsun. Ondandır belki şu hayat tokadını suratına yapıştırmamam. Sen benimle zaten aynı tokadı yediğin kadar dostumsun. Sus şimdi sakın tek cümle etme! Sen benim karşımda diz çökecek kadar dostumsun!

          Yanmışız Be Adam;
     Dev sandıkları şu yüreğimizde yanmışız! Rüyamda gördüğüm ve gördüğümde sevdiğim minik adam. Senden fazla cümlelerim var benim telaffuz edebildiğim. Ben sana rüyalarımızı yorumlarım be adam. Rakip olmam sana kendi branşında. Ama branş hayatsa senin bilmediğin! Karşıma çıkma sen adam.

          Bitmişiz Be Adam;
     Senin bilmediklerin bitirmiş seni, benim ise bildiklerim. Susmam şu ki geride kalan iki minik fidan.  Ben keser geçerim çok ağacı, elim kopmuş bakmadan. Sende ki fidanlar bende yeşermişken yapamam ben adam. Bitmişiz işte anla. Daha henüz tanışmadan. Biz dostuz işte anla. Henüz daha sarılmadan!

           Çok Şaslısın Be Adam; 
       Her bokuna rağmen yaptığın ve hatta yaşayamadığın yaşamına rağmen... Benden önce doğduğun için sen seçildin! Ve benden önce olduğun. Ben seçilemedim ne yazık ki çok gencim belki ondan. Ama unutma be adam. İntikam soğuk yenen bir yemektir. Ve ben hala!... Bekliyorum seni be adam!

Hakan ÖZDEN
25.06.2011

23 Haziran 2011

Incir Reçeli - 2011

    Sanırım 2011 senesinde beni en çok etkileyen cümleleri İNCİR REÇELİ isimli filmde buldum... Aslında yorumlamaya bile gerek yok filmin final sahnelerinde ki o unutulmaz cümleleri. Anlatmaya gerek yok, konuşmaya da. Sadece düşünmek lazım bir başımıza. Çünkü o kadar 'kalmayan' cümleler ki, bir daha bunları içinden gele gele söyleyecek bir insan kaldı mı? Bilmiyorum..

    Sevdiklerinizin değerini bilin her zaman...!



    
    ''Sana dokunmak, hayatın içinde durup dinlemek gibi, 
        Sana dokunmak, nefes almak gibi,
          Sana dokunmak, tüm kelimeleri yakmak gibi,
             Sana dokunmak, tüm insanları affetmek gibi,
                Sana dokunmak, hayatı temize geçmek gibi,
                   Sana dokunmak, ölüme inat gibi...!''

    ''Herkesin hastalığını yüzüne vurarak yaşayacağın uzun bir ömürden ise, herkesmiş gibi davranarak yaşanan kısa bir ömür daha iyiydi sevdiğim. Doktorlar soğuk algınlığından öleceğimi söylediler ne komik değil mi? Bu hastalık insanı ilk önce yaşarken öldürüyor. Bana nefes alan hiçbir şeyi sevme hakkı vermediler. Ben de incir reçelini sevdim. İncir reçeli sendin aşkım! 



    Şimdi kapat gözlerini.. Yapacağın güzel şeyleri düşün. Beni unut demeyeceğim çünkü ben seni unutamazdım. Ama sakın hayata küsme. Ben yaptığın her şeyde yanında olacağım. Sabah yine radyonun sesiyle uyanacaksın, enerjiyle yatağından fırlayıp radyonun sesini kısacaksın sonra pencereyi açıp dışarıya doğru gerineceksin... Dışarıda hikayeni anlatmanı bekleyen binlerce hayat var.. Hadi aşkım, hiç durmadan yaz. Birbirlerine anlat onları, birbirlerine değerek, dokunarak yaşamanın güzelliklerini anlat. Birbirlerine karışmayı anlat. Yaşam savaşı içinde yaşamayı, yaşatmayı unuttuklarını anlat. Sevişmeyi anlat onlara. En zor anlarda bile hiç ayrılmamacasına tek vücut olabilmeyi anlat. Yalnız yürümek zor, kolayını anlat. Şimdi aç gözlerini aşkım, söz veriyorum her şey çok güzel olacak... Ben sana karıştım aşkım... Artık daha güçlüsün.''

    ''Yalnız yürümek zor, kolayını anlat..'' 
Hep böyle değil midir? En zor, en çaresiz durumlarda yalnız yürümek her zaman daha zordur. Tutunduğunuz tüm umudunuzu bağladığınız şeylerin sizi yalnız bırakmasına ne demeli? Tamamen hayal kırıklığı.. Bazı şeyler vardır ki tamamen sizde kalmalıdır. Ya da siz öyle düşünürsünüz... Yanlış olmasına rağmen, kim bilir. Hayatın gerçeklerinden kaçmak değil midir bu? Gerçeklerle yüzleştiğiniz zaman onlar suratınıza öyle bir çarpar ki yaşayacak hal, nefes alacak gücünüz kalmaz. Sakladığımız, içimize attığımız her şey gün gelir öcünü alır bizden.. Acınası bir halde gözükmemek için sakladığımız her şey.. O yüzden tutunduğunuz dalı bırakmayın. Yalnız yürümek her zaman daha zordur. Bir tarafın her zaman kolay bir yolu vardır... Çekip gitmek gibi. Ama o biçim çekip gitmek.. Ne olduğunu bile anlamadan, diğerleri olup, yok olup gitmek. Yok olup gitmeyin. Ve eğer böyle bir sevgi yaşıyorsanız, lütfen onun kıymetini bilin...!


Hakan ÖZDEN
23.06.2011

Sensiz - Bensiz Cümleler

    Sen…
         Sen hiç sensiz uyandın mı?
                 Ya da sensiz uyandığın bir sabahta ağladın mı?

    Sen şimdi daha bunların ne anlama geldiğini anlamadan, ben senden henüz yeni duymuşken ardımdan konuştuklarını yüzüme karşı, hayata tutunmaya çalışıyorum sevgilim. Meğer ne kadar yanlış tanımışsın beni. Ve ne kadar yanlış sevmişsin aslında güzel sandığın gözlerimi.  Hiçbir bakışım anlatamamış sana demek ki içimdeki gerçek ‘’BEN’’i… Yazık-lar olsun!

    Biliyor musun severekte ayrılıyor insanlar? Aynı benim her defasında yaşadığım ama ardından ruhuma işleyen hakaret ve yalanları yaşadığım gibi. Ama karşılıklı severek ayrılanlar da var. Yapamayanlar… Hayat oyununun da, o kadar temiz aşklar var ki, kirletmemek adına susarak ayrılırlar. Hani şarkısı da var ya, ‘’Senede Bir Gün’’! Senede bir günde olsa mutluluk duyarak telefonun ucunda hala birbirini sevdiğini söyleyen insanlar var… Belki de başka omuzlardayken! Gerçek sevgi bu değil midir sevgilim?

     Ben aslında sensiz uyandığım bir sabahta, senin için döktüğüm gözyaşlarını haykırıyorken, ufalıyorum mu sandın karşında? Neden bu kin, bu öfke? Neyin intikamını alıyorsun kendinden? Çok sevmenin mi? Düşünerek yaptığın belli hani nedenini… Tanımışsan biraz sen beni, hangi kurşunun kalbime isabet edeceğini bile bile söylemenden belli cümlelerini...  Evet… Bir daha karşına çıkmamı istemeyebilirsin… Sanma ki yanlış anlarım bunu. Sen eğer bu kadar sevmeseydin beni, gözlerimden kaçmak için çabalar mıydın ki? Ya da kim bilir duymadığım daha kaç sözün var ki, öldürmemek için kaçıyorsun beni…  Hala anlamıyorsun değil mi? Demek ki bensiz ölmediğin sabahların olmuş senin! Beni yaralaman mümkün değil sevgilim. Ben sensiz daha ilk sabahımda, nefessizlikten öldüm aslında. Hakaret yerine bir dua bekleyişim ondandır belki! Ölülerin ardından, bu kadar acımasızca konuşulmaz. Ve sanıyor musun ki ölüler gömülünce asla konuşamaz!

      Sen…
           Sen hiç sensiz kalmadın değil mi?
                    Ya da sensizlikte ağlamadın ki sevgili!

      Sana seni sevmeyi anlatma fırsatım olsaydı sevgilim – ki bu bir ümit değildir! Sanırım ne ben ölürdüm böyle yürek sancısıyla, ne sen öldürürdün içinde ki insanı böyle acımasızca. Haykırma boşa! Senin kadar yaşadığımı unutmadım ben daha. Ya da başka omuzlara sığınmadım, çivi çiviyi söker mantığıyla! Ne de olsa bir ölüyüm ben, senden sonra. Bakamadım belki başka bir göze, altından çıkıp toprağın. Ama hep yanındaydım sevgilim. Göremediğin her an yanındaydım ansızın.  Yanındayken anlamadın ki bunu şimdi durup anlayasın! Hani keşke… Keşkelerim olmayacaktı hani! Seninleyken Keşkelerim olmayacaktı sevgilim! Ama keşke benim seni sevdiğim kadar sevseydin beni. Beğenmediğin sevgim, şimdi hala sensiz. Beğendin o kocaman sevgin, şimdi bak başkasında! Ben sensiz sabahlarda, sen her sabah başka bir aşk oyununda. Yazık sevgilim tükettiğin bu fakir aşkımıza!

        Çok büyük cümlelerle sevmemek lazım! Hani, insanlar gittiğinde kelimeleri kalıyor hafızanızda.  Unuttum diyorsunuz ya hani! Dışarıda diyorsunuz ya, unuttum ben her şeyi! O zaman mutsuzluğunuz başlıyor için için, kor kor yüreğiniz de. Dünyayı kandırabilirsiniz evet! Ama ben kendini kanırabilen bir insan görmedim henüz. Kandırıp da, insan olan da görmedim.
 
        Sevdiğim; bana kurduğun o acımasız cümlelerin hala başucumda. Bana dair kötü olan ne varsa, meğer sende kalmış hepsi.  Belki, demek isterdim ama ''kesin olan'' şu ki, benim kadar sevmemişsin sen beni! Ama sen, anlayamazsın...! Çok da haklısın!

        Sen,
              Aslında bensiz kalmadın ki!
                       Bensiz bir sabaha henüz uyanamadın ki!

HAKAN ÖZDEN
22.06.2011

22 Haziran 2011

Çekilmez Bir Adam Oldum

Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz

      Aksi 
          Nâlet
Bir bakıyorsun ki
Ana avrat söver gibi

      Azgın bir hayvanı döver gibi bugün çalışıyorum
Sonra bir de bakıyorsun ki
      Ağzımda sönük bir cıgara gibi tembel bir türkü
            Sabahtan akşama kadar 

                Sırtüstü yatıyorum ertesi gün
Ve beni çileden çıkartıyor büsbütün
      Kendime karşı duyduğum nefret
            Ve merhamet...

Çekilmez bir adam oldum yine
      Uykusuz

            Aksi 
                Nâlet.
Yine her seferki gibi haksızım
      Sebep yok
            Olması da imkânsız
Bu yaptığım iş ayıp
            Rezalet
Fakat elimde değil sevgilim

      Elimde değil gülüm
Seni kıskanıyorum beni affet...



NAZIM HİKMET

19 Haziran 2011

Haritamız Vardı! Hatırlar Mısın?

     Şimdi biraz geç oldu vakit… 
              Güneş batalı çok oldu. 

     Sadece bugünden bahsetmiyorum sevgili. Tam dört yıl oldu üstüne basıp geçeli adının… Ve geç olan vakit ki, seni kaybedişimin, gözyaşları ile ezişimin telafisi olmadığını gösterdi bana… Yine geç kalarak anlattı kalbime… 


     Sensizlik… 
              Hala kalbimde!

     Biliyor musun senden sonra sık sık okuduğum mektupların vardı senin. Atmadığım, hatalarımın inadına sakladığım yastığımın altına ve her seher vakti çıkarttığım yerinden mektupların vardı adıma yazılmış olan. Bir mum yakıp okuduğum zaman zaman…  Ve gözyaşı döktüğüm her bir cümlesine. Zamanla beni büyüten mektupların vardı ve içlerinde ruhumu ayakta tutan kelimelerin… Hatırana her daim saygım büyük sevgili… Ancak öyle bir hata yaptım ki yine sana, senden geriye kalan hayaline…! Ben senden sonra bir kere daha sevdim sevgili ve ciddiye binince hayatımda işler, odama kadar girince insanlar, yazmış olduğun her anıyı çıkartıp aldılar yastığımın altından… Ve yırttılar bir bir yüzüme hafifçe gülümseyerek… Ben sadece yatağımın üzerinde bakakaldım bu ana… İlk kez sana ihanet ettiğimi o zaman hissettim. Yokluğuna bile ihanet ettim yani… Durduramadım! Ama hayat o kadar garip ki, mektuplarını yırtan insan da gitti hayatımdan. Geride ufak birkaç not bırakarak! Bende onları yırttım inanır mısın? Sırf senin yırtılan resim ve mektuplarına inat… Şimdi… Ne fark eder ki?

     ''Bizim bir haritamız vardı onca yazının içinde sevgine dair… ''

     Bir seferinde beyaz bir kağıda, şehirler arası uzaklıktan olsa gerek, elini çizip göndermiştin bana… Canım her istediğinde tutamadığım ellerin vardı ya senin… Çok zaman sadece bir elin kenarlarından geçirilmiş kurşun kalem resmiydi benim için. Zamanla anladım ki, uzaklığımızın aslında sana adım atan yol haritasıymış o resim… Kavuşamamak başka nasıl anlatılabilirdi ki? En güzel tarifi belki bilerek, belki bilmeyerek yapan bir yüreğin vardı senin…Ve ben bunu da vaktin geç olduğu yerde anladım… Seni kaybettikten sonra elimi elinin üzerine koyarak çok ağladım… İlk kez fark ettim parmaklarının benden uzun olduğunu… Oysa yanımdayken sen ne kadar çok ellerimdeydi ellerin. Hayret… Bu kadar mı zalim insanoğlu? Yanımdayken yokmuşsun diye üzülme sevgilim. Yokluğunda hep yanımdasın…

      ''Ben elini saklamıştım aslında, beyaz kağıtlara sarıp gönderdiğin…''

      Yırtmadı kimse haritamızı. Sakladım… Tuhaf ki sakladığım yerde bulamadım… Sanırım onu da katlettiler bana sormadan. Altında belki hiçbir not yazmadığı içindir. Kaç insan anlayabilir ki, hiçbir köşesinde ifade bulunmayan bir el şablonun aslında bizim hikayemiz olduğunu? Kızmıyorum ama… Gerçekten atana da yırtana da kızmıyorum… Sende üzülme eğer anlıyorsan hala beni. Ya da kalmışsa bir parçam teninde, zihninde… Üzülme çünkü hiçbir kalemle yazamazdın gönlüme o kelimeleri ve hiçbir fırçayla çizemezdin yüreğime yüreğini, elini, tenini… Onlar her kelimesiyle hala benimle… Tek üzüntüm var şimdi mektuplarına dair… 

''Sen onları reddedersin, ben gönlüme yazılana, sana anlatamam.
      Yazmadım dersin, yalancı olurum, 
              Çizmedim dersin, Pir-i Reis olurum… 
                       Peki ya sevmedim dersen? 
                                İşte o zaman bir ölü olurum…''

       Vakit şimdi çok geç uyuma vakti. Silemeyeceğin bir anımı yazdım ve kapattım baş ucumda defteri. Şimdi bir gün denk gelirde, okursan bu metinleri… 

        ''Seni unuttuğumu… 
                   Düşünme Sevgili!''

Hakan ÖZDEN - 19.06.2011



17 Haziran 2011

Bugünlerde Rüyalarımdasın

    Rüyalarımla baş edemiyorum. Sensizlik kaplıyor odamı bir karabasan gibi. Kan ter içinde, nefes nefese sanki bir koşuşturmaca yeni bitmiş misali, tansiyonu yüksek uyanmak nedir yeni anlıyorum. Sen beni hiç anlayamadın ki… Şimdi sana rüyalarımdan bahsetsem anlar mısın sevgilim?
    Seninleyken hayallerim vardı ya hani bir yuva kuracaktık beraber. Her şeye ve hatta herkese rağmen. O zamanlar uyuduğumda bunu nasıl becerebileceğim konusunda yol gösteriyordu hayat. Rüyalarımla senin kadar hayattı sevgilim. Senin kadar oksijendi kanımda gezen ve adrenalindi uyandığım her sabahta günlük enerjimi veren. Ve hayallerime, seninle olan hayallerime bağlayan beni, belki bu yaşama enerjisiydi odama giren güneşi hissedebilmem her gözümü açışımda.
    Şimdilerde diyorum ya güzel rüyalar veya düşler yerini kâbuslarıma bıraktı. Senin gidişinle başlayıp, bedenimi saran, sonrasında vicdanıma yenilip uykularımı kaçıran, uyumayı çözüm bulup her boş anımda uyumaya alıştığım ama rüyalarım da yakamı bırakmayan kâbuslara. Ben senin gidişine hala anlam veremedim sevgilim. Rüyalarım da veremedi, gerçeklerim de, hayallerim de. Zaten hiçbir gidişi anlayamadım insan hayatında ki… Zaten en anlayanımız bile anlamamıştır eminim ki. Temelimizi oluşturan insanların bile ölüp gitmelerini, yıldız kaymalarına benzeten sonra üç bilemedin beş gün gözyaşı dökerek, daha da sonrasında kırkı çıkınca ölünün, yeniden hayata kahkahalar atabilen bizler değil miyiz? Peki, insanoğlu böyleyken ben seni kaybetmeyi kime anlatabilirim sevdiğim? İnanır mısın kendim bile anlam veremiyorum işte bu yüzden gidişine. Eminim şimdi sana sorsalar… Sende anlam veremezsin bedeni menfaatlerin dışında kaybolup gitmene…
     Ben senin kadar kötüydüm oysa sevgilim. Senden ya da bir başkasından, ya da şuan da, bir zaman sonra hayatına aldığın o adamdan daha kötü asla olmam ki… Başlarda eminim yine ‘’mükemmel bir insan’’ demişsindir o adam içinde. Anlayacaksın ki yine, benden daha iyi olmayacak hiçbir insan. Annen, hatta baban bile… Peki, öyleyse neden gittin hayatımdan? Kimden daha kötüydüm bilmiyorum ya da ben bilemiyorum. Ama keşke anlayabilseydim seni!
     O kadar kötüysem veya sana göre değilsem ben, unutmuşsundur masum öpücüklerimi ya da şehvetli gecelerimizi. Bir insan kaç tanesinde samimi olmayabilir ki? Ben seninle binlerce kez sevişmedim mi gözlerinin içine bakarak? Defalarca kez samimiyetsiz olamayacak kadar midesi ufak bir adamım. Kaldıramazdım inan… !Yine bugünler de senin gidişini kaldıramadığım kadar. Baksana ne kadar dayanabilmişim ki? Seni ben, uykularımdan kan ter için de uyanacak, yorganına sıkı sıkı sarılıp tıpkı sana sarılır gibi, hıçkıra hıçkıra ağlayacak kadar sevdim terk edişinin neredeyse yıl dönümünde.  Ve sen, şimdi dönüp desen ki bana unuttum seni… İşte binlerce kez bedenimizin yandığı gecelerde, başını omzuma bin kere samimiyetinle koyarak uyuduğun adamdım ben… Eğer öyleyse… Sen beni unutamazsın sevgilim. Ve hiç bir şey sildiremez beni gözlerin yine senin oldukça.
     Rüyalarımda ateşler basıyor üzerime. Uyandığımda da… Menopozlu bir kadın misali, yanıyorum, donuyorum hayallerimde, gerçeklerimde de… Bilmiyorum sen rüya görüyor musun? Eminim görüyorsun ama rüyalarını hatırlıyor musun? Acaba benden sonra adımı hiç sayıkladın mı?  Sayıklarken bedenin sıçradı mı hiç yatağından? Sanmıyorum… Sen giderken de göstermiştin. Senin buna zaten hakkın yok. Senin beni yalnız bırakma hakkını veren hayat, senin beni düşleme hakkını vermemiş yaratırken! Yazık…  Yazık olan bu hayatın içerisinde, sadece samimi bir okşanma için yaşayan et parçaları olduğumuz için, bizlere de yazık!
      Sana hala dokunabilmek çok güzel… Rüyalarımda da olsa. Ve biliyor musun sevgilim? İlk kez nefesini hissettim bu gece kulağımda. Eminim adını defalarca kez söylemişimdir ve yalnızlık dolu evimin her köşesinde çınlamıştır ismin. Ben bu duvarların arasına senin bir zamanlar ki varlığından uzaklaşmak için gelmiştim. Şimdi adın doldu duvarlar. Sanırım nereye gidersem gideyim, sana anlam yükleyeceğim çok şey var! Çünkü sevgilim, bu dünyadan bile çıkıp gitsem başka bir galaksiye, beynimde benimle geleceksin. Ve aradan belki elli yıl geçse, sen hep son gördüğüm tazeliğinde benimle geleceksin…
      Ah bir görsem yüzünü gerçeğim de. O kadar kötü bir his ki bu. Yarınımızı bilemeyen biz insanlar için, birisinin yüzünü böyle görme tutkusu. Hani ölmem ben diyorum ama ya ölürsem ansızın hayat bu. İçimde hep yüzünü son bir defa görme arzusu, bedenimde son kez sana dokunma tutkusu beraberinde göç edeceğim öte âleme. Ve eminim cennette bir taşın üzerinde oturup, iki elim çenemde, acaba içeriye girebilecek misin diye bekleyerek geçecek zamanım. Seni bu denli severken ölmek mi günah yoksa bunları düşünmek bile mi günah bilemiyorum. Ama her şeyin Allah’tan geldiğini bilen ben için, bu ‘’aşk’’ı yaşamak bu denli mutlu ediyor beni. Çünkü içimde ki aşk o kadar büyük ki, bir çift kara gözden öte bir yaratıcısı olmalı bunun…
      Sevgilim… Rüyalarımdan kan ter içinde uyanıyorum sensizliğimle. Ve alnımı silecek bir el yok senin ki gibi. Sen yeni doğan sabaha kimle başlıyorsun bilmiyorum. İyi ki de bilmiyorum. Çünkü seni rüyalarımda bile paylaşamıyor, yer yer katil bile oluyorum. O kadar kötü rüyalar görüyorum ki sevdiğim, ateşler içinde uyanıyorum. Ve hiç utanmadan hala, diliyorum ki seni her sabah yanımda ol. Gidişine utanmıyorum senin ve ardından döktüğüm on binlerce göz yaşına… Seni rüyalarımda bile özlüyorum.
       Peki sen… 
                 Şimdi… 
                            Bunları anlamak ister misin? 
                                              Peki ya benim gibi yaşamak?

HAKAN ÖZDEN / 18.06.2011

Hoşçakal

Düşlemeyi bıraktım.. 
             Bağırmayı da.. 
                             Ağlamayı da bıraktım.. 

Sigarayı bırakamadım.. 
             Okumayı bıraktım.. 
                             Düşünmeyi bırakamadım .. 

  Uyumayı unuttum, yıkanmayı, köpeğimi sevmeyi, yemek yemeyi de... Zaten mutfak leş gibi, izmaritlerle dolu tabaklar, saçlarımı kazıttım.. Kimseyle konuşacak birşeyim kalmadı.. Bekliyorum...

  Yolum düşmüyor artık deniz kenarına kaç zamandır. Martıların seslerini de unuttum. Üstümde bir gece öncesinden kusmuk lekeleri bulunan eski hırkayı giymekte rahatsız etmiyor artık. Bunları benden nefret diye yazmıyorum ama istersen edebilirsin! Buruşmuş kağıtlarla dolu çalışma odam(ız) o çok istediğin(miz) cam kapaklı kitaplığın camları kırılmış ayağıma batınca farkettim. Tarçın, beni görünce korkuyor eskiden eve gelince kucağıma çıkar, beni teselli ederdi. Balkon penceresine ekmek kırıntısı koymadığım için kuşlarda yok artık...

  "Şu sigarayı bırak artık" diyordun ya bana, bende bırakabileceğim halde bırakmıyordum. Senin benim için üzülüyor olmana içten içe sevindiğimden.. "Ben ölürsem üzülür müsün?" dediğimde, "Saçma saçma konuşma Allah aşkına" deyip beni hafifçe itelediğinde, ben içten içe gülüyordum. Gece uykunda dönüp bana sımsıkı sarıldığında, hani ben hafifçe kaçmak isterken -ki sen uykunda bile- beni tutardın ya, ben içten içe sıcacık...

  Sokağa çıkmak, arkadaşlarla buluşmak, konuşmak, içmek bunların hepsini unuttum. Telefonumu kapattım sonra da kaybettim zaten. Kaybolması iyi oldu aslında... Akşam olunca sıkılıyorum biraz. Zaten uyumadığımdan sokakta sesler azalınca sanki hava da temizleniyor. Herşey çekilince köpekler bazen hiç susmuyor, bazen kediler atışıyorlar!

"Aslında herşey çok başka olurdu.. biraz çaba gösterseydin" demiştin ya bana -üzüntülü- ... Hani hiç sesimi çıkarmamış ve pencereye dönmüştüm.. Kapı sesiyle, saç tellerime kadar biriken ağrıyı atmak istercesine haykırarak.. Her neyse.. 
Ben beklemeye devam ediyorum, 
              Senin burada kalman doğru olmazdı zaten.. 
                                 Hoşçakal diyememiştim ya sana!

Hoşçakal...!

16 Haziran 2011

Pardon, Bakar Mısınız? - Sibel Algan

Pardon bakar mısınız,
              Tanışmış mıydık?
Sevmiş miydim ben sizi hiç, 

              Sevişmiş miydik?
Pardon daha önce konuşmuş muyduk?
              Yürüyüp çıkmazlarda yorulmuş muyduk?

Yüzünüz ne kadar da aşina
              Avcumun içine alıp öpmüş olabilirim
Gözünüz öyle uzak bakmasa
              Sizi tanıdığıma yemin ederim

Peki, bu şarkıyı hatırlar mısınız?

Pardon bakar mısınız, 

              Adınız neydi sizin?
Baş harfinizi göğsüme yazmış olabilirim
Pardon daha önce nerdeydiniz?
              Geçtiğiniz yollara düşmüş olabilirim

Peki, bu melodiyi…
Hatırlarsınız…
              Hatırlarsınız…




Söz: Sibel Algan Seslendiren: Sezen Aksu

15 Haziran 2011

Üçüncü Şahsın Şiiri - Atilla Ilhan

Gözlerin gözlerime değince
        Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
        Bir sevdiğin vardı, duyardım
                    Çöp gibi bir oğlan, ipince
                                    Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
        Öldüreceğimden korkardım
                    Felaketim olurdu, ağlardım...

Ne vakit Maçka'dan geçsem
        Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
        Sessizce bir cigara yakardın
                   Parmaklarımın ucunu yakardın
                                     Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
        Felaketim olurdu, ağlardım...

Akşamlar bir roman gibi biterdi
        Jezabel kan içinde yatardı
                   Limandan bir gemi giderdi
                                    Sen kalkıp ona giderdin
                                                   Benzin mum gibi giderdin

                                                                Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
       Güldü mü cenazeye benzerdi
                    Hele seni kollarına aldı mı
                                    Felaketim olurdu, ağlardım...

ATTİLA İLHAN


14 Haziran 2011

Karıma Mektup / Nazım Hikmet

Bir tanem!
Son mektubunda:
"Başım sızlıyor,
            Yüreğim sersem!"
                                Diyorsun.

"Seni asarlarsa
       Seni kaybedersem;"
                            Diyorsun; 
                                    "Yaşayamam!"

Yaşarsın karıcığım,
Kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
Yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
En fazla bir yıl sürer
                  Yirminci asırlarda 
                                      Ölüm acısı.

Ölüm
Bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
                   Razı olmuyor gönlüm.

Fakat 
Emin ol ki sevgili;
Zavallı bir çingenenin
                 Kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
                                             Geçirecekse eğer 
                                                    İpi boğazıma,
Mavi gözlerimde korkuyu görmek için 
                                      Boşuna bakacaklar 
                                                        Nâzım'a!

Ben, 
Alaca karanlığında son sabahımın
Dostlarımı ve seni göreceğim,
Ve yalnız..
                Yarım kalmış bir şarkının acısını
                               Toprağa götüreceğim...

Karım benim!
İyi yürekli,
       Altın renkli,
                Gözleri baldan tatlı arım benim;
Ne diye yazdım sana
                İstendiğini idamımın,
Daha dava ilk adımında
Ve bir şalgam gibi koparmıyorlar 
                          Kellesini adamın.

Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
         Bana fanila bir don al,
Tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
Ve unutma ki
Daima iyi şeyler düşünmeli
                       Bir mahpusun karısı...

Nazım Hikmet
11-11-1933
Bursa Hapishanesi

Hancı ve Yolcu Olmak

    Hataları telafi etmenin bir yolu olsa keşke, ya da zamanda bir yolculuk yapıp, dur dememiz gereken yerlerde durdurabilsek kaderimizin akış yönünü… Daha mı güzel olurdu hayat? Evet; hayat daha güzel olurdu!..

    Şimdi hissedememekten şikâyetçiyim heyecanlarımı. İnsanlar bir su misali akıp gidiyor yatağımdan ve çaresiz gözlerle bakıyorlar elimi uzatmadığımı görerek! Vicdanım sızlamıyor sansam da, canım çok acıyor sonrasında kayıp giden yıldızlara dünyamdan. Dünyam olmuş yatağım! Ev sahibi ben… Hancı… Ve kayıp giden nice yıldızlar… Yolcu…

    Hancı – Yolcu ilişkisini asla beğenmemişimdir oysa. Hancı olabilmek adına ilerlediğim yolları da unutmadım daha. Yolcu olmayı da bilirim hancı olmadan önce. Hancı olabilmek zorlu bir yoldur ve aslında yorgunluktur daha çok. Yorulmadan olamazsınız hancı! Hancı olmak istemsiz bir tercihtir çünkü. Yollar yoracak ve bakacaksınız ki adımlar boşa… Hancı olayım diyeceksiniz geldiğiniz kasaba da... Bu defa da yolcular tercihiniz olmayacak! İsteyen gelecek… İsterse gidecek… Ama giderken de bakacak gözünüze, kalırken de… Bir zamanlar sizin birilerinde bıraktığınız bakışlarınız gibi… Belki yaz aşkı misali minik heyecanlar ve ihtiraslar, sonrası yine yolculuk. Herkesin dönmesi gereken bir yeri var… Dönemediği an, bilin ki ölmüştür yolcu!

     Demek ki hancı olmak için biraz da ölmek gerekiyor hani. Belki gittiğiniz yerden dönerken oluyorsunuz hancı! Yolunuzu kaybedip yerleşiyorsunuz bir yere. Ya da dediğim gibi ölüyorsunuz belki namert topraklarda başka bir hancının küçük motel yatağında. Bilmiyorum. Hangi kasaba da hancı olduğumu da bilmiyorum aslında. Tek bildiğim, ben evime, yurduma dönmek istiyorum artık… Ait olduğum insanlar güzellerdi aslında. Ve her zaman sevmişlerdi beni. Uzaklaşma nedenimi hatırlamıyorum ama uzaklaştığım yerde her gün cehennemi yaşıyorum. Güzel sanıyorum her başlangıçta dokunduğum ceset yüzlü kadınları… Sonra uyanıyorum kurtuluşum sandığım o insanlardan. Onlar benden çok önce uyanmış oluyorlar… Bunu anlayamıyorum. Nereye göç ediyor bu kadar insan? Öz benliğimizden ve bizi gerçekten sevenlerden nereye bu yolculuk? Ve nereye kadar koşacak insanoğlu birbirine acımasızca çarparak sevdalarda…

     Bunca koşuşturmaca da üzüntüm şudur ki, zihnimin anlam karmaşalarında yitirdim bir bir heyecanlarımı! Ne zaman dokunsam zevkle bir bedene, yüzünü döndüğünde bana öpmek için soğuk tenli bir ceset ile karşılaşmaktan yoruldum. Bu bir büyü müdür, üzdüğüm bir kadının üzerime saldığı? Bilmiyorum ama hislerimi aramaktayım bir yerlerde bıraktığım. Kim bilir hangi handa kaldı heyecanlarım. Gerilere gezerek bulmaya takatim yok. Sanırım artık öyle bir durumum yok. Kendi hanına hapsolmuş bir zamane yolcusu olarak yaşamalıyım yalnızlığımı. Sizlere ikram edeceğim bir tek içeceğim var elimde… Hancının yaşanmışlık şarabı! Afiyet Olsun değerli yolcu…

Hakan ÖZDEN - 14.06.2011



Bana Yakışan

Sövdüm ana avrat beni bırakıp gidişine
Bana yakışanı yaptım evet!
Küfürlerimi savurdum ardından
        Yüzüne haykırmadığım kadar
                   Boşalmadı yüreğim, nefretim büyük…

Allahtan belanı bul dedim
Dün gece sabaha kadar!
Dudaklarıma bu yakıştı evet
        Yüzüne okumadığım kadar bela okudum
                   Gözlerim bile dolmadı, isyanım büyük…

Saçıma düşen ak kadar ömrün olsun istedim
Ömrün olsun da çok çile çek diledim!
Aklımdan geçenlere bu yakıştı evet
        Yüzüne söylemediğim bunları da söyledim
                    Aynaya bile bakmadım, küskünlüğüm büyük…

Dualar ettim bunlar olmasın diye
Bana en çok bu yakıştı evet
Bir aşığa da bu yakışırdı!
        Sen mutlu yaşa istedim, ben susarım
                    Ölümü bile tadamadım, senden öteye korkum büyük…

Hakan ÖZDEN - 14.06.2011

Çok Geç Anladım

Çok geç anladım
   Neleri isteyip
       Neleri istememem gerektiğini
Ne istersem becerdim de
Yüreğime yetmedi dünyamın hali

Her gün karşısından geçerken baktığım
   Sonra elimi yırtık cebime attığım
       Atıp da bir türlü bulamadığım
Bir çok hatıram oldu benim
Olmadığında da yetinemedim

Yetinemedim
   Yüzüme dokunan hiçbir ele
       Sandım ki ben olmazsam zaten yoklar
Daha çok çalıştığımda yok oldum
Ben yokken baktım, hala vardılar

Çok geç anladım
   Bir kuru sevginin
       Dilim dilim ekmek olduğunu
Karnı doyurmanın yolunun
Hırslardan geçmediğini anlatamadım nefsime

Yalnızlığın adını çok geç anladım
   Yalnız bırakılırken çok şeyim vardı
        Neden aslında hiç bir şeyim olmadığını anladım
Gecelerce ağladım da, hayallerime duyuramadım
İstediklerim istemediğim oldu, çok geç anladım

Para pul yetmiyor nefsi doyurmak için
   Gönül insan istiyor tek söze ölmek için
       Her şeyi yaşadım demek en boş söz imiş
Yaşamanın ne olduğunu
Yırtık cebimle hatırladım

İşte bunu çok geç anladım
   Şimdi her şeyin sahibi benim
       Kendimden başka sırdaşım yok benim
Parası, pulu, dünyası sizin olsun
Cebi delik, mutlu bir geçmişim var benim!

Hakan ÖZDEN / 13.06.2011